00:44 - Yürüme kilo verdirmez mi?
00:41 - Yaban Mersini Nelere İyi Gelir Avantajları Nelerdir
00:40 - Şık görünmek ve bu nedenle Takı Aksesuarlarının Önemi
00:39 - Siklamen Bitki Çiçeği Nedir ve Nasıl Bakılır
00:37 - Nane Yağı’nın avantajları bakın nelerdir?
03:41 - Küf ve Nem Lekeleri Nasıl Çıkarılır
03:40 - Kolayca zayıflamanın yolları nelerdir
03:38 - Kolay bir doğum yapılabilmesi için öneriler
03:37 - Kilo Kaybını Önleyen Sebepler
03:35 - Kilo azaltmak için uyumadan önce denemek istedikleriniz
70 yaşındaki Hüseyin Efendi, Anadolu’nun ücra bir kasabasında yaşayan varlıklı bir ağaydı. On yıl önce vefat eden ilk eşi Hacer Hanım’dan geriye, her biri evli barklı üç kızı kalmıştı.
İlerlemiş yaşına rağmen Hüseyin Efendi’nin kalbinde hâlâ bir ukte vardı: Soyadını yaşatacak ve aile mirasını devralacak bir erkek evlat sahibi olmak. Bu arzusunu gerçekleştirebilmek için yeniden evlenmeye karar verdi. Seçimi, aynı kasabanın yoksul bir ailesinden gelen 20 yaşındaki Zeynep oldu. Zeynep, bahar çiçeği kadar taze ve güzel bir kızdı; ancak yoksulluk belini bükmüştü.
En küçük oğullarının tedavi masraflarını karşılamak için paraya ihtiyacı olan anne ve babası, yüklü bir başlık parası karşılığında kızlarını vermeyi kabul ettiler. Zeynep, hiç istemese de ailesine olan sevgisinden dolayı bu evliliğe boyun eğdi. Düğün arifesinde, gözlerinde yaşlarla annesine şöyle dedi: “Tek umudum bana iyi davranması… Görevimi yerine getireceğim.”
Düğün mütevazı ama gösterişliydi; çünkü Hüseyin Efendi, tüm kasabanın hala “zinde” olduğunu ve bir çocuk babası olmaya hazırlandığını bilmesini istiyordu. Komşular aradaki büyük yaş farkını fısıldaşıp eleştirseler de o bunları umursamadı. Zeynep’in yakında hamile kalacağına olan inancıyla, düğün gecesi için heyecanla hazırlanırken yüzünde mağrur bir gülümseme vardı. Genç kız ise her ne kadar kaderine küsmüş olsa da, üzerine düşen rolü oynamak için mutlu görünmeye çalışıyordu.
Düğün gecesi gelip çattı. Şık kıyafetlerini giyen Hüseyin Efendi, kendisini yeniden genç hissettireceğini iddia ettiği şifalı bir macundan ve kuvvet şurubundan içti. Beklenti dolu gözlerle Zeynep’in elini tutarak onu yatak odasına götürdü. Tedirgin olan Zeynep, adamı hayal kırıklığına uğratmaktan korkarak zoraki bir gülümseme takındı.
Ortam samimileşip Hüseyin Efendi kulağına sevgi dolu sözler fısıldarken, birdenbire adamın yüzü kasıldı ve nefesi kesilmeye başladı. Zeynep’in elini bırakıp diğer elini göğsüne götürdü ve tüm ağırlığıyla yatağın üzerine yığıldı. Zeynep korkuyla açılan gözleriyle feryat etti: “Hüseyin Efendi! Ne oluyor size?” Onu tutmaya çalıştı ama adamın bedeni ter içinde kalmış ve kaskatı kesilmişti.
Hüseyin Efendi’nin boğazından çıkan hırıltılı bir inilti genç kadını sarstı. Dakikalar önce içtiği o şifalı iksir Zeynep’in zihninde şimşek gibi çaktı: Onu “gençleştireceğine” güvendiği şey, sessiz bir zehre dönüşmüştü. Çaresizce yardım çığlıkları atan Zeynep’in sesine, Hüseyin Efendi’nin kızları ve diğer akrabaları odaya daldı. Yaşlı adamı hareketsiz, genç gelini ise şaşkınlık ve gözyaşları içinde buldular.
O gece çığlıkların, koşuşturmaların ve feryatların birbirine karıştığı bir kaos gecesiydi. Hüseyin Efendi’yi apar topar hastaneye yetiştirdiler ancak doktorlar sadece en acı haberi verebildiler: Yaşından dolayı kalbi bu zorlamaya dayanamamış ve ani bir kalp krizi geçirmişti. Haber tüm kasabaya yayıldı. Zaten bu dengesiz evlilik hakkında konuşan ahali, şimdi sesini daha da yükseltmişti. Bazıları Zeynep’e acıyor, bazıları ise alay ediyordu: “Bir oğul bile veremeden gitti… Kaderin adaleti işte.”..
Devamını Okumak İçin..Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.