00:44 - Yürüme kilo verdirmez mi?
00:41 - Yaban Mersini Nelere İyi Gelir Avantajları Nelerdir
00:40 - Şık görünmek ve bu nedenle Takı Aksesuarlarının Önemi
00:39 - Siklamen Bitki Çiçeği Nedir ve Nasıl Bakılır
00:37 - Nane Yağı’nın avantajları bakın nelerdir?
03:41 - Küf ve Nem Lekeleri Nasıl Çıkarılır
03:40 - Kolayca zayıflamanın yolları nelerdir
03:38 - Kolay bir doğum yapılabilmesi için öneriler
03:37 - Kilo Kaybını Önleyen Sebepler
03:35 - Kilo azaltmak için uyumadan önce denemek istedikleriniz
Her şey, karımın gece yarısından hemen sonra, daha önce hiç tanışmadığım bir adamın kokusunu taşıyarak eve geldiği gece başladı.
Viski değil. Sigara değil. Kalabalık bir odanın hafif sinmiş parfümü değil. Bir erkek kolonyasıydı; ağır, pahalı, sedir ve baharatla harmanlanmış keskin bir koku. Paltosuna, saçlarına, hatta boynundaki fulara bile işlemişti. Ankara, Çankaya’daki evimizin ön kapısından içeri adım attığı an, bir elinde topuklu ayakkabıları, diğerinde telefonuyla, kimseyi uyandırmak istemiyormuş gibi sessizce hareket ederken bunu hemen fark ettim.
Ben hâlâ mutfak tezgahının başında oturuyor, dizüstü bilgisayarımdan faturaları inceliyor gibi yapıyordum.
Beni görünce yarım saniyeliğine duraksadı. “Ayakta mısın?” Bilgisayarı yavaşça kapattım. “Uzun bir geceydi galiba?”
Çok hızlıca gülümsedi. “Leyla’nın doğum günü uzadı. Bilirsin işte, bu işler böyle olur.” Sonra yanağımdan öpmek için eğildi ve o koku tam yüzüme çarptı.
Benim kokum değildi. Mideme aniden, ani bir kramp gibi bir ağrı girdi. On yıldır karımın her detayını bilirdim, Ceyda Bilgin’i. Kışın kullandığı vanilyalı el kremini. Kızılay taraflarındaki o butikten aldığı limonlu şampuanı. Yıldönümlerinde ve duruşma günlerinde sürdüğü hafif çiçeksi parfümü. Ceyda titizdi, bakımlıydı, onu şaşırtmak neredeyse imkansızdı. Bir şirkette hukuk müşaviri olarak çalışıyordu ve onun karmaşası bile bir düzen içindeydi. Bu koku bizim hayatımıza ait değildi. “İyi misin?” diye sordu. “Evet,” dedim. “Sadece yorgunum.” Başını salladı ve üst kata çıktı. Banyonun kapısının kapandığını duyana kadar bekledim, sonra ayağa kalktım. Paltosu yemek masasının sandalyesine asılmıştı. Onu aldım, kumaşındaki o hâlâ geçmemiş soğukluğu hissettim ve yakasını kendime doğru yaklaştırdım. Aynı kolonya. İç cebini kontrol ettim. Ruj. Tunalı’daki bir bardan alınmış bir fiş. Üzerinde 23:48 yazan bir vale kartı.Devamını Okumak İçin..Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.